Zahir

Zahir
Seni kendimden bile daha çok seviyorum.’ Eğer bunu söyleyebilirsem kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı.

Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther’in en son birlikte görüldüğü Kazak genci Mikhail’le birlikte Fransa’dan İspanya’ya, Hırvatistan’dan Orta Asya steplerine uzanan bir yolculukta bulur kendini. Bu büyülü yolculuk giderek bir ‘iç yolculuğa’ dönüşecek, yazar yazgının gücü ve aşkın doğasını yeniden keşfedecek, yaşamına yeni değerler biçecektir… Günümüzün en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho, daha önce yayınladığımız Simyacı, On Bir Dakika, Veronika Ölmek İstiyor gibi romanlarından sonra Zâhir’de de, okurlarına yine belleklerden silinmeyecek bir hikaye anlatıyor. Zâhir’i okuduğunuzda, kader, ün ve evlilik hakkında yeniden düşünmeye başlayacaksınız.

(Okumaya devam et…)

Tarihimizle Yüzleşmek

Tarihimizle Yüzleşmek
Tarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır?

Türkler isteyerek mi Müslüman oldular?

İslama laikliği kimler getirdi?

Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı?

Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü?

Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin?

Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı?

Vahdettin “hain” miydi?

Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi?

Atatürk niçin yalnız bir liderdi?

Menderes bir “Demokrasi Şehidi” midir?

Askerler siyasette ne tür tarihi roller oynamıştır?

Atatürkçü aydınlar niçin öldürüldü?

Prof. Emre Kongar, bu ve benzeri ilginç soruların yanıtlarını, hem resmi, hem de gayri resmi tarihi eleştirerek veriyor.

(Okumaya devam et…)

Koku

koku
Patrick Süskind’in, Almanya’da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çok satılanların oldukça dışında kalan, toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Romana konu olan olay, 18′inci yüzyılda Fransa’da geçer. Kitabın kahramanı Jean Babtiste Grenouille ise, tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dahi olan bu genç adam, kendi kokusunun olmadığını, bulunduğu yerlerde insanların insan kokusu alamadıklarını anladığı gün dünyasını yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına sanki insanmış izlemini verecek kokular sürünmektedir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde Kafka’da görülebilecek bir insanlık tragedyasının simgesidir.

(Okumaya devam et…)