<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/1.5.2" -->
<rss version="2.0" 
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
>

<channel>
	<title>birkitap.com - Kitap Tanıtım ve Paylaşım Platformu</title>
	<link>http://www.birkitap.com</link>
	<description>bir kitap projesi</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2007 13:30:21 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=1.5.2</generator>
	<language>en</language>

		<item>
		<title>Amat</title>
		<link>http://www.birkitap.com/amat/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/amat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 May 2007 13:30:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Roman</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/amat/</guid>
		<description><![CDATA[	
	Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı
olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="AMAT" src="http://www.birkitap.com/foto/amat.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /></p>
	<p>Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı<br />
olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, “Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!” diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp “Gel yâ mübarek!” diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil’in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhî düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.</p>
	<p><a id="more-47"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Süleyman şaşırmıştı. Kaptan efendimiz çivi gibi bakan küçük kara gözlerini ona dikip, “Ne dersin?” diye sordu, “Karar vermen için sana süre de tanıyayım mı? 15 dakika yeter mi? Ne diyorsun bu teklife?”<br />
	Bunları söyledikten sonra paraketecilerin kullandığı küçük bir kum saatini alıp ters çevirerek masanın üstüne koydu ve kum alt hazneye akmaya başladı. Bir süre sonra sıkılmış olacak ki, o kapkara ağzını eliyle kapatıp esnedi, ardından da uzun uzun sırtını kaşıdı. Saatin üst haznesindeki kumun bitip tükeneceği yok gibiydi. Neden sonra, gözlerini ovuşturup çenesini kütürdetircesine yeniden esnedi. Sıkıntıyla bir öf çektikten sonra yeniden doğrulup kamaranın kıç tarafındaki kapıyı açtı ve denizci dilinde “bahçe” denilen yere, yani geminin kıçında, kendisi ve zabitlerin hava alması için yapılmış ahşap balkona çıkarak, karanlık gökkubbe altında uzanan o muazzam şehri, Konstantiniye’yi seyretmeye başladı.. (<em>sayfa 27</em>)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: İhsan Oktay ANAR<br />
Yayınevi: İletişim Yayınları<br />
Sayfa Sayısı: 235<br />
Kitabın adı: Amat<br />
ISBN: 975-05-0372-4<br />
Basım Tarihi: 2006<br />
Roman
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/amat/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Siyah Kan</title>
		<link>http://www.birkitap.com/siyah-kan/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/siyah-kan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2007 18:16:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Roman</category>
	<category>Edebiyat</category>
	<category>Polisiye - Casusluk</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/siyah-kan/</guid>
		<description><![CDATA[	
	Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator
çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
Siyah kanla çizilmiş bir yol.
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
	PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Siyah Kan" src="http://www.birkitap.com/foto/siyahkan.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /></p>
	<p>Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator<br />
çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.<br />
Siyah kanla çizilmiş bir yol.<br />
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.</p>
	<p>PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.</p>
	<p>ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!</p>
	<p><strong>Jean-Christophe Grangé</strong></p>
	<p>1961’de Fransa’da doğdu. Çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı. Paris-Match için gezi-macera röportajları, Figaro Magazine için bilimsel röportajlar hazırladı. Bütün dünyada ve Türkiye’de aylarca çok satanlar listesinden inmeyen Kızıl Nehirler, Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu ve Kurtlar İmparatorluğu’ndan sonra Siyah Kan, yazarın Türkçe’de çıkan beşinci romanı.</p>
	<p><a id="more-46"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Aynada kendine baktı. Her zaman olduğu gibi neye benzediğine karar veremedi: piyanist, Sorbonne’lu, röportajcı, paparazzi, polis muhabiri? Aslında bu rollerin hiçbiri haydut gibi görünüşüne göre değildi. Bodur, kızıl saçlı, bıyıklı bir adam; bir İngiliz veya İrlanda takımında oynayan minyatür bir ragbiciyi andırıyordu. Bu görüntüsünü biraz düzeltmek için giyimine dikkat ediyordu: tam beline oturan, belli belirsiz desenli, krem rengi ve kahverengi ceketler ile manşetleri ceketin kolundan dışarı çıkan İngiliz yakalı beyaz gömleklerden başkasını giymiyordu. Sonucun etkili olduğundan emin değildi. Keyifli olduğu günlerde, kendini şık, çok “İngiliz” bulurdu. Keyifsiz olduğunda da, üzerinde kahve yansımaları bulunan çikolata rengi ceketiyle tam tersini hisseder, kendini pastane vitrinine benzetirdi. (<em>sayfa 29</em>)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı:  Jean-Christophe Grangé<br />
Yayınevi: Doğan Kitap<br />
Çeviren: Şevket Deniz<br />
Türü: Roman<br />
Sayfa Sayısı: 458<br />
ISBN: 975-293-333-5<br />
Basım Tarihi: Mayıs 2005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/siyah-kan/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Brandenburg</title>
		<link>http://www.birkitap.com/brandenburg/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/brandenburg/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2007 18:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Edebiyat</category>
	<category>Polisiye - Casusluk</category>
	<category>Ülkeler</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/brandenburg/</guid>
		<description><![CDATA[	
	80’li yıllarda bir eylemci Berlin’de sokak ortasında vurulur. Paraguay’da bir arabanın çarpıp kaçtığı kaçakçı çok geçmeden can verir. Yaşlı bir işadamı, Asuncion’daki görkemli malikanesinde kafasına kurşun sıkarak intihar eder. Bu ölümlerin birbiriyle bağlantılı olduğuna inanan Gazeteci Rudi Hernandez ise olayı çözemeden korkunç bir cinayete kurban gidecektir.
Gazetecinin akrabası Erica, AB’ye bağlı Avrupa Güvenlik İdaresi’nde uzman olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Brandenburg" src="http://www.birkitap.com/foto/brandenburg.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /></p>
	<p>80’li yıllarda bir eylemci Berlin’de sokak ortasında vurulur. Paraguay’da bir arabanın çarpıp kaçtığı kaçakçı çok geçmeden can verir. Yaşlı bir işadamı, Asuncion’daki görkemli malikanesinde kafasına kurşun sıkarak intihar eder. Bu ölümlerin birbiriyle bağlantılı olduğuna inanan Gazeteci Rudi Hernandez ise olayı çözemeden korkunç bir cinayete kurban gidecektir.<br />
Gazetecinin akrabası Erica, AB’ye bağlı Avrupa Güvenlik İdaresi’nde uzman olarak çalışan Volkmann&#8217;ı araştırmayı sürdürmeye ikna eder. Başlangıçta Volkmann’ın elinde işe yarar hiçbir ipucu yoktur. Sadece banda alınmış anlamsız bir konuşma ve yarısı yanmış, eski, siyah beyaz fotoğraf&#8230; Bu fotoğraf Avrupa tarihini elli yıl geriye götürecek korkunç bir planı açığa çıkarır: bugün de tekrarlanabileceğini bildiğimiz için, büsbütün korkunçlaşan bir planın&#8230; Volkmann’ın artık kendi geçmişinin acılarıyla yüzleşmekten başka çaresi yoktur. </p>
	<p>&#8220;Gerilim türünün en iyileri arasında yerini alan, soluk soluğa okurken keyif duyacağınız bir eser. İnsanı sarsacak kadar gerçekçi.&#8221;<br />
Campbell Armstrong</p>
	<p>&#8220;Best-seller kitapların tüm özelliklerini taşıyor. Egzotik mekanlar, müthiş bir kurgu, gerçekçi karakterler ve diyaloglar. Gerçekten çok başarılı.&#8221;<br />
<strong>Ted Allbeury</strong></p>
	<p><a id="more-45"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Adamın başını sallayıp mutfağa gidişini izledi. Tam anlamıyla yakışıklı biri değildi, ama çekiciliği su götürmezdi. Uzun boylu, koyu renk saçlı, geniş omuzluydu. Bir İngiliz’den çok  Fransız’a benziyordu. Otuz yedi yaşında olduğunu söylemişti, daha genç gösteriyordu. Üstelik adamda bir şey vardı, sadece Sally Thornton’un adlandırabileceği bir şey. Duygulu, kahverengi gözlerinde, rafta duran çerçevelenmiş fotoğraflardan birinde gördüğü bie kadının gözlerindekine benzer bir şey. (<em>sayfa 35</em>)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Glenn Meade<br />
Yayınevi: Doğan Kitap<br />
Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu<br />
Türü: Ülkeler ve Polisiye<br />
Sayfa Sayısı: 686<br />
ISBN: 975-6719-64-8<br />
Basım Tarihi: Ocak 2001
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/brandenburg/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Zahir</title>
		<link>http://www.birkitap.com/zafir/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/zafir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2007 19:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Roman</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/zafir/</guid>
		<description><![CDATA[	
‘Seni kendimden bile daha çok seviyorum.’ Eğer bunu söyleyebilirsem kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı.
	Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther’in en son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Zahir" src="http://www.birkitap.com/foto/zahir.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
‘<strong>Seni kendimden bile daha çok seviyorum</strong>.’ Eğer bunu söyleyebilirsem kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı.</p>
	<p>Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther’in en son birlikte görüldüğü Kazak genci Mikhail’le birlikte Fransa’dan İspanya’ya, Hırvatistan’dan Orta Asya steplerine uzanan bir yolculukta bulur kendini. Bu büyülü yolculuk giderek bir ‘iç yolculuğa’ dönüşecek, yazar yazgının gücü ve aşkın doğasını yeniden keşfedecek, yaşamına yeni değerler biçecektir&#8230; Günümüzün en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho, daha önce yayınladığımız Simyacı, On Bir Dakika, Veronika Ölmek İstiyor gibi romanlarından sonra Zâhir’de de, okurlarına yine belleklerden silinmeyecek bir hikaye anlatıyor. Zâhir’i okuduğunuzda, kader, ün ve evlilik hakkında yeniden düşünmeye başlayacaksınız.</p>
	<p><a id="more-44"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>“Kaybedecek daha fazla bir şeyim kalmadığında, bana her şeyi verdiler. Ben olmayı bıraktığımda kendimi buldum. Rezil olduğumda ve hala yürümeye devam ettiğimde kendi kaderimi seçmekte özgür olduğumu anladım. Belki de bende yanlış olan bir şey var, bilmiyorum, belki evliliğim biterken bile anlamadığım bir düştü. Bütün bildiğim, onsuz yaşayabildiğim halde, hala onu yeniden görmek, birlikteyken hiç söylemediğim şeyleri söylemek istediğim: Seni kendimden bile daha çok seviyorum. Eğer bunu söyleyebilirsem o zaman kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı.” (<em>sayfa 89</em>)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Paulo Coelho<br />
Yayınevi: Can Yayınları<br />
Çeviren: Ayşegül Turan<br />
Türü: Roman<br />
Sayfa Sayısı: 316<br />
ISBN: 975-07-0579-3<br />
Basım Tarihi: 2005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/zafir/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Tarihimizle Yüzleşmek</title>
		<link>http://www.birkitap.com/tarihimizle-yuzlesmek/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/tarihimizle-yuzlesmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2007 17:24:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Tarih</category>
	<category>Araştırma-İnceleme</category>
	<category>Anı</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/tarihimizle-yuzlesmek/</guid>
		<description><![CDATA[	
Tarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır? 
	Türkler isteyerek mi Müslüman oldular? 
	İslama laikliği kimler getirdi? 
	Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı? 
	Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü? 
	Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin? 
	Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı? 
	Vahdettin “hain” miydi? 
	Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi? 
	Atatürk niçin yalnız bir liderdi? 
	Menderes bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Tarihimizle Yüzleşmek" src="http://www.birkitap.com/foto/tarihimizleyuzlesmek.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
Tarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır? </p>
	<p>Türkler isteyerek mi Müslüman oldular? </p>
	<p>İslama laikliği kimler getirdi? </p>
	<p>Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı? </p>
	<p>Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü? </p>
	<p>Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin? </p>
	<p>Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı? </p>
	<p>Vahdettin “hain” miydi? </p>
	<p>Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi? </p>
	<p>Atatürk niçin yalnız bir liderdi? </p>
	<p>Menderes bir “Demokrasi Şehidi” midir? </p>
	<p>Askerler siyasette ne tür tarihi roller oynamıştır? </p>
	<p>Atatürkçü aydınlar niçin öldürüldü?</p>
	<p>Prof. Emre Kongar, bu ve benzeri ilginç soruların yanıtlarını, hem resmi, hem de gayri resmi tarihi eleştirerek veriyor. </p>
	<p><a id="more-43"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>İşte bütün bu süreç içinde, Mustafa Kemal’in çevresindeki silah arkadaşları, yani Kurtuluş Savaşı’nın kahraman komutanları, onun Cumhuriyetçi eğilimlerini sezdikçe, Hilafetten yana koydukları tavırlarını belirginleştirmişler, liderliğine karşı çıkmışlar, ama sonunda hepsi kazanılan büyük zafer karşısında Cumhuriyet’e istemeyerek de olsa boyun eğmişlerdir.<br />
“Resmi tarih”, Atatürk’ün Nutuk’ta bu arkadaşlarından açıkça yakınmasına karşın, olayın bu yönünü adeta örtbas etmiştir.<br />
“Resmi tarih”in bu yaklaşımında Atatürk’ün ölümünden sonra iktidara geçen İsmet İnönü’nün, çoğu küskün ve unutulmuş olan bu eski silah arkadaşlarını çevresine toplayarak onlara görev vermesinin önemli bir rolu vardır. (<em>sayfa 162</em>)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Emre KONGAR<br />
Yayınevi: Remzi Kitabevi<br />
Sayfa Sayısı: 233<br />
Kitabın adı: Tarihimizle Yüzleşmek<br />
ISBN: 975-14-1119-x<br />
Basım Tarihi: Nisan 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/tarihimizle-yuzlesmek/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Koku</title>
		<link>http://www.birkitap.com/koku/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/koku/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2007 17:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Roman</category>
	<category>Edebiyat</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/koku/</guid>
		<description><![CDATA[	
Patrick Süskind&#8217;in, Almanya&#8217;da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çok satılanların oldukça dışında kalan, toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Romana konu olan olay, 18&#8242;inci yüzyılda Fransa&#8217;da geçer. Kitabın kahramanı Jean Babtiste Grenouille ise, tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="koku" src="http://www.birkitap.com/foto/koku.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
Patrick Süskind&#8217;in, Almanya&#8217;da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çok satılanların oldukça dışında kalan, toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Romana konu olan olay, 18&#8242;inci yüzyılda Fransa&#8217;da geçer. Kitabın kahramanı Jean Babtiste Grenouille ise, tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dahi olan bu genç adam, kendi kokusunun olmadığını, bulunduğu yerlerde insanların insan kokusu alamadıklarını anladığı gün dünyasını yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına sanki insanmış izlemini verecek kokular sürünmektedir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde Kafka&#8217;da görülebilecek bir insanlık tragedyasının simgesidir.</p>
	<p><a id="more-42"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>“Odun” sözcüğünü ilk söyleyişi mart güneşinde, sıcakta çatırdayan bir yarılmış kayın odunu yığınının üstünde otururken oldu. Bundan önce yüz kere odun görmüş, bu sözcüğü yüz kere duymuştu. Söylenince anlıyordu da; kışın az gönderilmemişti dışarıya odun getirmesi için. Ama bu nesne ona hiçbir zaman, adını söylemek yorgunluğuna katlanacak kadar ilginç gelmemişti. Yığına çıkıp oturduğu o mart gününe kadar. Yarılmış odunlar, Gaillard’ın odunluğunun güney tarafındaki sundurmanın altında, bir kerevet gibi istiflenmişti. Yanık-tatlı kokuyordu en üsttekiler. Yosunsu, güzel bir koku yükseliyordu yığının altlarından, odunluğun kızılçam duvarındansa, sıcağın etkisiyle ufak ufak reçine kokusu yayılıyordu. (<em>sayfa 27</em>)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Patrick Süskind<br />
Yayınevi: Can Yayınları<br />
Çeviren: Tevfik Turan<br />
Türü: Roman<br />
Sayfa Sayısı: 247<br />
ISBN: 975-510-059-8<br />
Basım Tarihi: 1987</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/koku/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Musa&#8217;nın Çocukları Tayyip ve Emine</title>
		<link>http://www.birkitap.com/musanin-cocuklari-tayyip-ve-emine/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/musanin-cocuklari-tayyip-ve-emine/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2007 16:35:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Siyaset</category>
	<category>Politika</category>
	<category>Türkiye</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/musanin-cocuklari-tayyip-ve-emine/</guid>
		<description><![CDATA[	
Elimde Ergün Poyraz’ın birkaç gün önce piyasaya verilen son kitabı&#8230;
&#8220;Musa’nın Çocukları Tayyip ve Emine.&#8221; (Togan Yayınları.)
Okumaya başladım, elimden bırakamadım. Ergün Poyraz muhteşem bir araştırmacı. Akla hayale gelmeyen arşivlere balıklama dalıyor, inanılmaz belge ve bilgileri ortaya çıkarıyor ve yorumunu yapıp okurlarına sunuyor.
Bundan önce yazdığı &#8220;Patlak Ampul&#8221;, &#8220;Refah’ın Gerçek Yüzü&#8221;, &#8220;Kanla Abdest Alanlar&#8221; gibi kitapları da böyleydi.
&#8220;Musa’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Musanın Çocukları Tayyip ve Emine" src="http://www.birkitap.com/foto/musanincocuklari.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
Elimde Ergün Poyraz’ın birkaç gün önce piyasaya verilen son kitabı&#8230;<br />
&#8220;Musa’nın Çocukları Tayyip ve Emine.&#8221; (Togan Yayınları.)<br />
Okumaya başladım, elimden bırakamadım. Ergün Poyraz muhteşem bir araştırmacı. Akla hayale gelmeyen arşivlere balıklama dalıyor, inanılmaz belge ve bilgileri ortaya çıkarıyor ve yorumunu yapıp okurlarına sunuyor.<br />
Bundan önce yazdığı &#8220;Patlak Ampul&#8221;, &#8220;Refah’ın Gerçek Yüzü&#8221;, &#8220;Kanla Abdest Alanlar&#8221; gibi kitapları da böyleydi.<br />
&#8220;Musa’nın Çocukları Tayyip ve Emine&#8221;yi okurken şaşırdım. Türkiye’yi kimlerin yönettiğini, onların geçmişini, yaşam öyküsünü, büyük sermaye ile aralarındaki parasal ilişkileri gerçi biliyordum ama böylesini, bu kadarını ve dahası, kitabın isminin niçin bu olduğunu Ergün Poyraz’ın kitabını bir solukta okuyunca öğrenmiş oldum! Burada size daha fazla bilgi vermek istemiyorum. Sizden ricam, bu sürpriz kitabı mutlaka okumanızdır. Okuyunca bana teşekkür borcunuz olacak! Bir mesaj atıp teşekkür etmenizi bekleyeceğim.</p>
	<p><strong>Emin Çölaşan / 18 Nisan 2007 - Hürriyet</strong></p>
	<p>Yazarımız bu kitabında; Tayyip ve Emine Erdoğan’ın doğumundan bugüne kadar olan hayat hikayelerini, Tayyip ve AKP`nin İsrail, ABD ve İngiliz büyükelçi ve istihbarat örgütlerinin desteğinde nasıl gelişip serpildiğini görecek, TBMM’de yine bu ülkelerin lehine sergiledikleri faaliyetlerini okuyacaksınız. Tayyip’in Amerikan vatandaşlığı yanında, Arap kökenli olarak tanıttığı eşinin Arap değil, Yahudi soyundan geldiğini ibretle izleyeceksiniz. Keza kendinin de Musa’nın soyundan geldiğini&#8230;</p>
	<p>Kitapta Yasin El Kadı-Tayyip, Tayyip-Üsame Bin Laden, Tayyip-Ülker, Yasin El Kadı-Ülker ilişkilerini bulacaksınız.</p>
	<p>Tayyip’in mal varlığındaki inanılmaz artışlarla, belediye başkan maaşının yanında, belediye şirketlerinden huzur hakkı adı altında aldığı paraları göreceksiniz.<br />
Tayyip’in belediye başkanlığı döneminde yapılanması hızlanan &#8220;geleceğin başbakanı ve cihat hazırlığının&#8221; TBMM’de geldiği son safhalara tanık olacaksınız.<br />
Ve&#8230;<br />
Yüce Atatürk’ün “Muhterem milletime tavsiyem odur ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an vazgeçmesin!” görüşündeki isabet karşısında bir kez daha saygıyla eğileceksiniz.</p>
	<p><a id="more-41"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Bu Tayyip’in ne ilk bayılmasıydı ne de son,  Belediye başkanlığında da bayıldı, Başbakanlığında da&#8230; Çünkü Tayyip Sara hastasıydı. Hastalığından dolayı kontrolden çıkınca da düşüp bayılıyordu&#8230; (sayfa 26)</p>
	<p>Atatürk’e hakaret edene danışmanlık</p>
	<p>Recep Tayyip Erdoğan, Belediyedeki danışmanlarını KÜRTLERDEN seçiyordu. Erdoğan, toplumda Laik düzene karşı eylemleriyle tanınan, Atatürk’e hakaretten hüküm giymiş kişileri danışman yapmayı borç biliyor, onlara belediye ve belediyenin yan kuruluşlarında görev vermekten hiçbir zaman çekinmiyordu.<br />
Bu isimlerden biri de Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA’ydı. “Türkiye’de Yanlış Din Anlayışı” adlı kitabında Atatürk’ün hatırasına hakaret suçunu işlemiş olmasından ötürü 1.5 yıl hapis cezası almıştı. (sayfa 240)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Ergün POYRAZ<br />
Yayınevi: Togan Yayıncılık<br />
Sayfa Sayısı: 333<br />
Kitabın adı: Musa’nın Çocukları Tayyip ve Emine<br />
ISBN: 978-9944-337-07-6<br />
Basım Tarihi: Nisan 2007
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/musanin-cocuklari-tayyip-ve-emine/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Hayat Kırıklığı</title>
		<link>http://www.birkitap.com/hayat-kirikligi/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/hayat-kirikligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2006 16:36:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Psikoloji</category>
	<category>Edebiyat</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/hayat-kirikligi/</guid>
		<description><![CDATA[	
Cem Mumcu etrafında ve dünyada olup bitenlerin kendi içinden nasıl geçip gittiğini, ne izler bıraktığını gözlüyor. Yaşama dair, dünyaya dair, o ana, düne, yarına ve olan biten bir sürü şeye dair hissettiklerine, düşündüklerine bakıyor&#8230; Sonra çırılçıplak soyunup içini açıyor bize&#8230; Ve kendisi görürken bizlere de gösteriyor.
	Cem Mumcu’nun on yılı aşkın süredir yazdığı yazılar bu kitapta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Hayat Kırıklığı" src="http://www.birkitap.com/foto/hayatkirikligi.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
Cem Mumcu etrafında ve dünyada olup bitenlerin kendi içinden nasıl geçip gittiğini, ne izler bıraktığını gözlüyor. Yaşama dair, dünyaya dair, o ana, düne, yarına ve olan biten bir sürü şeye dair hissettiklerine, düşündüklerine bakıyor&#8230; Sonra çırılçıplak soyunup içini açıyor bize&#8230; Ve kendisi görürken bizlere de gösteriyor.</p>
	<p>Cem Mumcu’nun on yılı aşkın süredir yazdığı yazılar bu kitapta bir araya getirildi.</p>
	<p>Futboldan teröre, aşktan ilişkilere, sinemadan cinselliğe, İnternet’ten mizaha dek çok çeşitli ve güncel konuların yazarın içinden geçişine tanık oluyoruz&#8230;. Ve Cem Mumcu’nun içini görüyoruz, en içini, ta kendisini.</p>
	<p>Bakın neler geçiyor bir yazarın içinden&#8230;</p>
	<p>Böyle işte&#8230; Ölmez sağ kalırsam kafayı toplayınca (bu hafta hindiba çorbası, kabak graten yiyicem bülumum vitamini bünyeye alıcam, sabahın kör saatinde kalkıp eşofmanize olup deli gibi koşucam, yüzüme lahana masajı yapıcam, önerildiği biçimde istesem de istemesem de haftada üç kez seks yapıcam, bol bol kendine yardım kitabı okuycam ve müren balığının solungaçlarını haşlayıp uygun yerime tarif edildiği biçimde sürücem) daha ciddi şeyler yazacağım bu konuda. Ama duyduklarınız hiç hoşunuza gitmeyecek.</p>
	<p><a id="more-37"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Yazmakla bitmiyor. Yazdıklarım kitap olduğu andan itibaren iç dolaşımımdan çıkıp dışarı açılıyor. Adeta içimdeki kanama dışarıya uç veriyor. O kanı elleyen, o kanla kirlenen, şaşıran, rahatsız olan, seven ve daha bilemediğim her türlü ilişkiye giren okurun artık metne her istediğini yapma hakkı var. Yapsın, bana ne!&#8230; Hayır, bunu diyemiyorum. Çünkü metin öteki ucundan bana bağlı kalmaya devam ediyor okur için. Yeter ki beni bulmayagörsün, elindeki diğer ucu bir biçimde sallıyor. Başka türlü bir dolaşım başlıyor yani. Sanki olumsuz bir şeymiş gibi anlatıyorum değil mi? Hayır, tam anlamıyla değil ama bazen öyle. Okurla karşılaşmaktan söz etmek istiyorum aslında. Ve bunu yaparken – yani bunu yazarken – bile, onunla karşılaşmanın hesabını yapmamam gerekiyor. Hatta onunla ne türlü bir karşılaşma yaşayacağımı hayal bile etmemem lazım ki, kanım dışarıya akmadan önce onunkiyle karışmasın. En iyi yol bunu önemsememektir. Evet, aynen bunu söylüyorum: Okura olumlu ya da olumsuz hiçbir şey hissetmemeli ve ona herhangi bir değer vermemeli, hatta onu yok saymalıyım. Öyküm kalemimden dökülürken ona iyi görünmeyi, onun beni sevmesini, onu kızdırmayı, şaşırtmayı hiç mi hiç düşünmemeliyim. Ona daha temiz görünsün diye sözcüklerimi akşamdan suya yatıracak değilim. Varsın pis olsun veya onun istemeyeceği kadar temiz. Ayrıca ona karşı herhangi bir sorumluluğum olduğunu da düşünmüyorum. Sorumsuz bir yazarım ben. Ne yalan söyleyeyim yazarken çok eğleniyorum, sevişir gibi yazıyorum, üstelik partnerimi bile düşünmeyecek kadar bencil bir biçimde yapıyorum bunu. Avazım çıktığınca bağırıyorum. “<strong>Konu komşu ne der?</strong>” diye düşünemem. Çünkü o zaman zevk almıyorum. Benim sevmediğimi okur sevse bana ne! Yazarken sadece kendimle karşılaşmak istiyorum. Tam da böyle oluyor. Yani demek istediğim aslında benim ilk okurum kendimden başkası değil. Ki onunla karşılaşmak bile yeterince can yakıcı. (sayfa 63)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Cem Mumcu<br />
Yayınevi: Okuyan Us<br />
Sayfa Sayısı: 299<br />
Kitabın adı: Hayat Kırıklığı<br />
ISBN: 975-6287 -5-19<br />
Basım Tarihi: Ocak 2006
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/hayat-kirikligi/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Küçük Şeyler</title>
		<link>http://www.birkitap.com/kucuk-seyler/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/kucuk-seyler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2006 01:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Psikoloji</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/kucuk-seyler/</guid>
		<description><![CDATA[	
Bir süredir televizyonda “Küçük Şeyler” adlı bir program yapıyorum. Elinizdeki kitap, bu programdaki bazı konuların genişletilmesi ve yeni konuların eklenmesiyle oluştu. Kitabın çerçevesi, insan ilişkileri, iletişim hataları, yaşama sevinci, çocuklarla iletişim, eşlerle iletişim, rollerimiz, kadın-erkek eşitliği&#8230;
	Bugüne kadar akademik kitapların yanı sıra, kısmen akademik, kısmen popüler sayılabilecek iki psikoloji kitabı yazdım (İletişim Çatışmaları ve Empati ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Küçük Şeyler" src="http://www.birkitap.com/foto/kucukseyler.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
Bir süredir televizyonda “<strong>Küçük Şeyler</strong>” adlı bir program yapıyorum. Elinizdeki kitap, bu programdaki bazı konuların genişletilmesi ve yeni konuların eklenmesiyle oluştu. Kitabın çerçevesi, insan ilişkileri, iletişim hataları, yaşama sevinci, çocuklarla iletişim, eşlerle iletişim, rollerimiz, kadın-erkek eşitliği&#8230;</p>
	<p>Bugüne kadar akademik kitapların yanı sıra, kısmen akademik, kısmen popüler sayılabilecek iki psikoloji kitabı yazdım (İletişim Çatışmaları ve Empati ile Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak.) Bunlar, daha çok meslektaşlarıma, psikoloji ve psikolojik danışmanlık öğrencilerine yönelikti. Fakat bunun yanı sıra bu iki kitapta, mesleği psikoloji olmayanlara da yönelmeye çalıştım. Buna rağmen, alanı psikoloji-eğitim olmayanlara bu iki kitap biraz teknik geldi galiba. Bazı okuyucularım, kendileri için “daha rahat anlaşılır” bir kitap istediler. Elinizdeki kitapta bu öneriye uymaya çalıştım.</p>
	<p>Kitapta, temel konulara, özellikle toplumun ihtiyacı olduğunu düşündüğüm ve seminerlerimde izleyenlerin etkilendiklerini gözlediğim konulara yer verdim.</p>
	<p>Pek çok kişi televizyondaki “Küçük Şeyler” adlı programımızı izledi, beğendi. Kitap ve televizyon farklı şeyler. Televizyon renkli, ama kitap da gerekli! Televizyonda paylaşamadığım, tartışamadığım konuları kitapta ele almaya çalıştım.</p>
	<p><a id="more-35"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Mutsuz olmayı, şuna buna söylenmeyi, karamsarlığı öylesine derinden öğrenmişiz ki, “Bu ülkede yaşanmaz” ve nihayet “Batsın bu dünya” demeye hakkımız olduğunu düşünüyoruz sonuçta. Ve daha da kötüsü, iyimser birini gördüklerinde canları sıkılıyor kötümserlerin, adeta “Şuna bir şey söyleyeyim de keyfi kaçsın” diyorlar içlerinden. Yıllardır seminerlerimde iyimser olmanın öneminden söz ettiğimde en az bir kişi çıkıp “Hoca iyi de o zaman bu polyannacılık olmaz mı?” der. Bu karamsarlığa prim veren bakış tarzı beni üzüyor. Şimdi söz konusu cümleye tekrar bakalım:</p>
	<p>“İyimserlik, küçük şeylerden mutlu olmak polyannacılık sayılmaz mı?”</p>
	<p>Bu görüşte, sanırım iki hata var. Birincisi “<strong>iyimserlik eşittir polyannacılık</strong>” iddiasıdır ki bu doğru değildir. İkincisi böyle söylendiğinde polyannacılığın kötü bir şey olduğu varsayılmaktadır. Polyannacılığın kötü olduğunu kim söyledi?</p>
	<p>Polyannacılık, kayba uğradığımızda, elimizde kalanları fark etme ve sevinme becerisidir. Polyannacılık bir psikolojik savunma mekanızmasıdır, aşırı olmadan yerinde kullanıldığı sürece, kişiyi kaygıdan, sıkıntıdan korur, kişinin yarına kalma ihtimalini arttırır. Polyannacılık, kendini avutmak değil, bardağın dolu yanını fark etmektir. (sayfa 35)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Prof.Dr. Üstün DÖKMEN<br />
Yayınevi: Sistem Yayıncılık<br />
Türü: Psikoloji<br />
Sayfa Sayısı: 177<br />
ISBN: 975-322-352-8<br />
Basım Tarihi: Aralık 2004
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/kucuk-seyler/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
		<item>
		<title>Sachmalama Türkçe De Neymiş!</title>
		<link>http://www.birkitap.com/sachmalama-turkce-de-neymis/</link>
		<comments>http://www.birkitap.com/sachmalama-turkce-de-neymis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2006 00:49:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Birkitap.com</dc:creator>
		
	<category>Araştırma-İnceleme</category>
	<category>Edebiyat</category>
		<guid>http://www.birkitap.com/sachmalama-turkce-de-neymis/</guid>
		<description><![CDATA[	
&#8220;Her şey eskir, yıpranır, unutulur ama bir toplumun dili &#8216;tam bağımsızlı&#8217;ğını korursa, sonsuza dek yaşantısını sürdürür.
Sayın Rüştü Erata&#8217;nın bu dev çalışması işte bize bunu anımsatıyor, bu gerçeği, bu dil savaşını&#8230;O savaşı yitirmemizin kaçınılmazlığını&#8230;
Sayın Erata&#8217;nın ortaya koyduğu bu dev yapıt, bizi gerçek bir yolculuğa, bir büyük savaşıma çağrıdır&#8221;
	Oktay Akbal / Gazetecei - Yazar 
	“Türkçenin “üvey evlat” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[	<p><img align="left" alt="Sachmalama Türkçe De Neymiş!" src="http://www.birkitap.com/foto/schmalama.jpg" HSPACE="5" VSPACE="5" BORDER=0  /><br />
&#8220;Her şey eskir, yıpranır, unutulur ama bir toplumun dili &#8216;tam bağımsızlı&#8217;ğını korursa, sonsuza dek yaşantısını sürdürür.<br />
Sayın Rüştü Erata&#8217;nın bu dev çalışması işte bize bunu anımsatıyor, bu gerçeği, bu dil savaşını&#8230;O savaşı yitirmemizin kaçınılmazlığını&#8230;<br />
Sayın Erata&#8217;nın ortaya koyduğu bu dev yapıt, bizi gerçek bir yolculuğa, bir büyük savaşıma çağrıdır&#8221;</p>
	<p><strong>Oktay Akbal / Gazetecei - Yazar </strong></p>
	<p>“Türkçenin “üvey evlat” gibi algılandığı bir ülkede, asıl sorumlular dururken, böyle tek tük insanların kafa yorarak, çalışıp çabalayarak Türkçe kitabı yazmaları, alkışlanacak bir cesarettir. Bu cesareti gösterenleri ve gösterecekleri kutluyor, “kaleminize sağlık” diyorum.”</p>
	<p><strong>Jülide Gülizar - İlk TRT Sunucularından</strong></p>
	<p><a id="more-34"></a></p>
	<p><strong>Kitabın içinden</strong></p>
	<p>Bir toplum düşünün; kökleri milattan önceye değin uzanıyor.</p>
	<p>Bir dil düşünün; onun da kökleri milattan önceye değin uzanıyor.</p>
	<p>Bir de şunu düşünün: bu toplumu oluşturan insanların ezici çoğunluğu –doğallıkla- kendi dilini konuşuyor; oysa yöneticileri, sözde aydınları, sanatçıları ve varlıklı “seçkinleri” başka dillere hayranlık duyuyor ve anadilleri yerine o yabancı dilleri yeğliyor.</p>
	<p>Ne yazık ki, “<strong>biz</strong>”den söz ediyorum.</p>
	<p>Türkçenin tarihçesine göz gezdirirken; köklü bir geçmişi olan halkımızın doğallıkla kendi “<strong>benliğini</strong>” koruyup sürdürdüğünü; yöneticilerimiz, sözde aydın ve sanatçılarımızınsa karşılaştıkları her güçlü kültürün etkisi altında kalıverdiklerini görmek insanı dehşete düşürüyor.</p>
	<p>Demem o ki; yan yana, iç içe yaşayan; yaşamın pek çok alanınca alışveriş içinde olan toplumların dillerinin de birbirinden etkilenmesi, dilde de “alışveriş” oluşması değil; söz konusu olan başka dillere tamamen teslim olmak, kendi dilini, bu toprakların ulusal dilini yadsımak!. (sayfa 17)</p>
	<p><strong>Kitabın Künyesi</strong></p>
	<p>Yazarı: Rüştü Erata<br />
Kitabın adı: sachmalama türkçe de neymiş!<br />
Yayınevi: Yapı yayın<br />
Türü: Edebiyat İncelemesi<br />
Sayfa Sayısı: 231<br />
ISBN: 975-8599-46-1<br />
Basım Tarihi: Mayıs 2004
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.birkitap.com/sachmalama-turkce-de-neymis/feed/</wfw:commentRSS>
	</item>
	</channel>
</rss>
