Ahmet ŞANAL - İkinci Gün

AYŞE KULİN’İNKİ GİBİ “BİR GÜN” BUYSA BİZ DİĞER GÜN İÇİN VARIZ

Yıllardır ülkemizde süre gelen önce komünist dalganın saldırgan eylemleri ile sonra emperyalist düzenin sömürge usulü ve misyonerlik faaliyetleriyle tehlike altına alınmak istenen milli değerlerimize günümüzde de bütün batıl kuvvetlerin maşası haline gelen terör örgütleri ve PKK adı verilen çapulcu toplamalarının saldırıları söz konusuyken, yine Anadolu’da Türk halkı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli bir devlet olduğunun unutturulması yada göz ardı edilmesi tehlikesi ile karşı karşıya iken elbette bu yarayı kaşıyan yayınlar,eserler, yazarlar ve çizerler olacaktır. Bizim kaygımız bu affedilmez hataya toplum tarafından benimsenmiş şahısların düşmesidir.Türk düşmanlığı besleyen yada Türklüğe karşı hatada ısrara devam eden bir çok aydın (!) olduğu da zaten her zaman dillerde dolanan ve bilinen gerçek bir olgudur.

Türk milletinin bu sıkıntılı döneminde yanında olmayan hatta karşısında duran söylemleriyle bölücü fikirler taşıdığı yada bu fikirlere alet olduğu öne sürülen yazar-çizer şahsiyetler arasında olduğuna hiçbir zaman inanmayacağımız bir ender şahsiyet vardı ki o da Cumhuriyetçi diye bildiğimiz Ayşe Kulin idi. Evet yanlış duymadınız Ayşe Kulin… Bu insanın Türk milleti’ne karşı hata işlemesi elbette inanılması güç bir durumdur, ancak Ayşe Kulin’in “Bir Gün” isimli kitabını okuduktan sonra bir gün insanların fikirlerinin değişebileceği ihtimalini de artık zihnimizin bir köşesinde bulunduruyoruz.

Genelde usta kalemlerin romanlarını daha çok dinlenmek için okuduğumdan Ayşe Kulin’in bu yaz bir romanını daha okuma ihtiyacı hissederek bir yakınımdan onun “Bir gün” isimli kitabını alıp hevesle okumaya başladım. Ancak daha önce de …… isimli kitabının üslubu ve konusu hakkında hayal kırıklığına uğradığım gibi Ayşe Kulin’in yine bir eserinden daha iyice tiksindim. Ayşe Kulin’in “Bir Gün”ünden tiksinmemin sebeplerinden birisi daha önceki gibi çarpık ilişkilerden, yasak aşklardan öte artık sapıkça saplantıların işlendiği ve abartılı argolarla oluşan üslubun doğurduğu söylemlere onun eserinde yer edindirmesiydi. Ancak bu defa her yazarın düşeceği hatalardan öte Ayşe Kulin’in artık kitabında, bölücü fikirlere yer vermesi ve eserinin oluşumundaki büyük hataları bardak taşan çağlayandır. İyice yolunu şaşıran Ayşe Kulin’in zannediyorum artık eserlerini kendisi ele almıyor. Çünkü öylesine büyük bir hataya düşülmüş ki yazılanlarla yazar arasındaki alakaya insanın inanası gelmiyor. Peki bu hata çağlayanına dönen kitaptaki hatalar nelerdir?

Olay örgüsünde eski kitaplarına nazaran artık çok basite kaçan, abartılara neden olan ve sosyal meseleleri işlerken eskisi kadar ustaca üslup kullanamayan Ayşe Kulin’in bu hatasını bu defa anlattıklarının gerçeklikten uzak yada meselelerin aslı gibi olmadığı kararı ile hatalarının bu yönünü pek kurcalamıyor bu tür hatalara her yazarın düşebileceği kanısını taşıyor ve daha çok konunun nasıl da duygu sömürüsü ile saptırıldığına odaklanarak demokrasi meleği olabilme kaygısıyla gizlice bölücü fikirlerin yüceltilmesi ile ilgileniyoruz.

Kürtlerin bir taraf olarak görüldüğü yada Devletimizin Kürt diye bilinen vatandaşlarımızı öyle gördüğü izleniminin okuyucuya sunulduğu “Bir Gün” ile özellikle kanayan bütünleşme yarasının nasıl da kaşındığı gözümüzden kaçmıyor. Yine teröristlerin yada terörist zihniyetli siyasetçilerin halkın muhatabı neredeyse başının tacı gösterildiği “Bir Gün” de PKK’lıların halk muhatabı olarak gösterilmesini sindiremiyoruz.

Tanzimat dönemi romanları gibi bu kitapta yasak ilişkilerden bahsedilirken sevda anlayışı köreltilerek genç insanların önündeki yaşamın manevi değerlerimizden uzak şekillenmesine bir etkisi olabileceğini düşündüğümüz bazı olayların kitabın yer yer ahlaki sınırları zorlayabildiğini düşünüyoruz.

Ülkemizde yaşayan doğudaki bazı kırsal kesim halkının sorunlarını duygu sömürüsü ile işleyip kitap kahramanı PKK’lı Zelha ile sunan Ayşe Kulin bu teröristin karşısında edindirdiği kitaba göre terörist Zelha’nın çocukluk arkadaşı kitabın bir başka kahramanı gazeteci Nevra’yı sinsi bir şekilde bilgisiz biri olarak konuşturarak PKK’lıların haklıymış gibi algılanmasına neden olacak ifadeler kullanıyor.Yine, Ayşe Kulin, bazen olaylara müdahale ederek Nevra’nın ağzı ile anlattığı konularda Nevra’ya öz eleştiri yaptırarak Türk milletini PKK karşısında suçlu gösterecek kadar gözümüzden düşüyor.

Kitapta adı geçen dede, Zelha’ya anlattıklarıyla adeta saçmalıyor. Bu saçmalılar belli başlı şekilde sıralanacak olursa şu şekildedir:

1-Dünyadaki savaşların, kargaşaların din yüzünden olduğunu dedeye söyleten Ayşe Kulin, dinin yanlış anlaşıldığını, insanların Hakkın sesine kulak vermediklerinden birbirine düştüğünü anlayamadığını gösteren dar kalıplar içinde cahilliğini açıkça sergilercesine dedeyi kendince söylendiriyor.

2-Yine Kulin, kitaptaki dedeye söylettikleriyle Türk savunucusu olarak gösterdiği Nevra’ya bir Kürt beyi Bedirhan’a karşı tarihi asırlara dayanan bir soya sahip olan güçlü, basiretli, Alperen, Yüksek dava sahibi ve yüzyıllara damgasını vurmuş bütün Türk beylerini, Türkmen aşiretlerini bir tutturtuyor. Kulin, aslında ilk okulda orta okulda tarih derslerine çok çalıştığını söylettiği Nevra’nın gördüğü tarih derslerinden hiçbir şey anlamadığı havasını verdiğini gözden kaçıyor ve Türk milletini Nevra’nın bildikleriyle sınırlandırıyor. Nevra ile Türk Milleti’nin 16 devlet kurup yıktığını söyleyen Kulin, Türkleri tarihte sadece İran’da 1 aylık o da Sovyet Rusya’ya bağlı ve onun güdümünde komünist devleti kurmuş olan Kürtlerlerle bir tutarak mukayese gücünün ne kadar da zayıf olduğunu sergileyerek bizi hayrete düşürüyor.

3-Kitapta bahsi geçen dede ile Kulin, dünyaya gelmiş sayılı liderlerden biri olan Yavuz Sultan Selim’i adaletsiz ve barbar olarak gösteriyor. Oysa bir Hak insanı, ilme ve insanlığa önem veren Yavuz’un bir peygamber aşığı olduğu gibi, aynı zamanda nizam ı devlet aşığı olmasını gözden kaçıran Kulin, yine kendini bir imparatorluğun artığı olarak gören Nevra ile Türkiye Cumhuriyeti’ni aslında küçümseyerek, Atatürk ile belki de Osmanlı’nın en parlak dönemleri olmasa da, bir çok iyi dönemlerinden daha iyi bir seviyeye geldiğimiz gerçeğini ört bas ediyor. Bu gerçekle genç ve güçlü bir devlet olan Türkiye’yi Osmanlı artığı ifadesi kullanarak küçümseyen Ayşe Kulin’i elbette Türk devleti ve milletinden özre davet ediyoruz.

Tarihin geçmiş zaman şartları çerçevesinde incelenmesi gerektiğini unutan Ayşe Kulin, Nevra ile haddini aşarak Kanuni’nin de dirlik düzenini eleştiriyor. Ve Kanuni Sultan Süleyman’ı hatalı bulan Ayşe Kulin bu sözde hatayı millete mal etmekten de kaçınmıyor. Ayşe Kulin’in, bu sözde hatayı (!) yermesinin ötesine geçip hissettirmeden iyi bir üslupla da Kanuni’nin şahsiyetine de laf etmesi artık onun iyice hatada ısrarlı olmasını gösteriyor.

“Bir Gün” de Türklerin de ağalık düzeninde rol aldığını söylerken Kulin, Türklerin bu düzene hiçbir zaman boyun eğmediğini unutuyor ve hiçbir Türk’ün bir ağalık düzenine peşin, hükümsüz, sorgusuz bağlanmadığını göz ardı ediyor.

Kitapta Terörist olarak sunulan Zelha’nın anlattıklarından zevk aldığını kitabı anlattığı ağzın şahsiyeti olan ve Türk savunucusu gibi sunulan Nevra ile söyleyen Kulin, hatta 127. sayfada “Keşke hep anlatsa, anlattıkça anlattıkları bitmese!” diyerek Nevra ile bir teröristin adi konuşmalarını dinlemenin zevkli olacağı izlenimini bırakıyor. Ayşe Kulin, Zelha’nın konuşmalarından Nevra’ya zevk aldırarak devam ediyor.

Hatada sabitlikte ısrar eden Kulin, Abdülhamit Han gibi yüksek ruhlu bir insanı aşağılamaya, bir sineğin kanadının zarar görmesine kıyamayacak bu büyük dava insanını Kürtlerin babası olarak göstermeye çalışan Ayşe Kulin onu işkencecilerin başı olarak da nitelendirmekten çekinmiyor. Ayşe Kulin kitabının 128. sayfasında olduğu gibi bazen Nevra’yı terörist Zelha’nın karşısında konuşturuyor. Ve Nevrayla Zelha’yı susturuyor görünümü veriyor ama Nera’yı konuşturdukça da Ayşe Kulin saçmalıyarak aslında Nevra’nın da Zelha’dan pek farkı olmadığını göstererek bir teröristi sıradan vatandaşımızla aynı kefeye koyuyor.. Zaten aynı sayfanın sonunda da Nevra’yı tartışmada pes ettirerek, terörist kadını üste çıkaran Ayşe Kulin sanki Türk savunucusu olarak sunduğu Nevra’yı onu haklı çıkarmak için konuşturmuş gibi Nevra’ya Zelha’nın dediklerine olabilir dedirtiyor. En sonunda da Türklerin de PKK’lı Kürtler gibi suçlu olduğunu söyleten Ayşe Kulin, devletin karşısında terörist zihniyetlileri bir muhatap odağı gösterirken, devleti de en az onlar kadar sözde Türk savunucusu Nevra ağzıyla suçlu görüyor.

Kitapta gerçek hayatta karşılaştığımız bir durumu adeta örnekleyen Ayşe Kulin, okuyucularına Zelha adlı teröristle bunu sunarak Zelha’ya hangi ülkede yaşadığını unutturarak neredeyse Kürtçe’nin resmi dil olmasını istetebilecek kadar Zelha’yı yüzsüzleştiriliyor. Yine Kulin kitabının kahramanı Zelha’ya ekmeğini yediği yeri unuttrarak devletimizden “sizli, bizli” şekilde bahsettiriyor ve ona kendini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden gördürmezken, gerçekte olduğu gibi kitapta gariptir ki devletimizin haklarından yararlanmayı da bıraktırmıyor. Bu konuda Ayşe Kulin yapması gereken devlet sadakatini Nevra ile yaptığını gösteriyor gibi olsa da aslında yine ileri de Nevra’yı susturuyor ve Zelhayı üste çıkarıyor.

Sayfa 131’de Ayşe Kulin dayanamıyor ve tekrar cahil dedeyi konuşturuyor. Ayşe Kulin, aklınca dedeye Şeyh Said’i kötületip dedenin hilafet karşıtı olduğunu söyleyerek, dedenin Türk Milleti’nin yanında bir fikre sahip olduğunu ve çağdaş Cumhuriyetçi olduğunu ispatlıyor(!). Ama biz bu laf oyununa gelmeyerek, Şeyh Said’i kötüleyerek devletçi olunmayacağı gerçeğini göz ardı edemiyoruz. Zelhayla onun dedesinin ve ailesinin İngiliz maşası olmadığını dile getiren Ayşe Kulin, Pkk’nın dünyadaki bir çok Türk düşmanı batıl güçlerin maşası olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.

Musul’un Kürtlerin olduğu izlenimini veren Ayşe Kulin, Zelhayla Musul Kerkük’te diğer Türkmen illeriyle yani esir Türkmeneli Devleti’nde milyonlarca Türk’ün yaşadığını da gerçek hayatta birçok cahilin görmezden geldiği gibi unutuyor.
Tarihi yine tarih şartlarında incelemekten kaçınan Kulin, kitapta roman kahramanı terörist Zelha’ya kurunun yanında dedelerini yaş göstererek dedelerinin asla devlet bölme niyetinde olmadığını, az önce yazdığım gibi çağdaş, devlet yanlısı olduğunu söyletiyor ama Ayşe Kulin, yine Zelha ile bu konuda kendi kendini ele veriyor. Böylece bu kitabı yazan eğer gerçekten Ayşe Kulin ise onun kitabına hakim olamadığını görüyoruz. Şöyle ki Kulin Dedeye,

“Eğer Şeyh Said’in İngilizlerle işbirliği yapma sebebi hilafet için değil de bir Kürt devleti için olsaydı laf arasında babalarımız yanında yer alırdı.” dedirttiğini unutuyor. Şeyh Saidle dede arasında fark olduğunu ortaya sermeye çalışan Zelha ile Ayşe Kulin maşa olmadan devlet bölme ile maşa olarak devlet bölme arasındaki benzerliği çocukça kaçırıyor yada edebi körlük nedeni ile göremiyor.

Ve Ayşe Kulin, 134. sayfada dedenin ailesi hakkında söylediği ile 135. sayfada söylediğinin çelişmesi şöyle ki Ayşe Kulin;

134. sayfada bir devletin güdümü olmadan Kürt devleti kurulma ihtimali olsaydı yani Şeyh Said hilafet için değil de Kürt devleti için savaşmış olsaydı bu ailenin destek çıkacağını Zelha ağzından dedeye söyletirken 135. sayfada dedeye ailesinin devlet yanlısı olduğunu, Şeyh Said isyanına karışmamakla bölücü fikre sahip olmadıklarını söyletiyor.

Yine, Ayşe Kulin, kitabında yasa dışı örgüte para vermek zorunda kalan Cengiz’in sorgulanmasını gayrı demokratik yollarla anlatıp devletin askerini şiddet yanlısı olarak göstererek yine bir duygu sömürüsüyle aslında Kürtçülük de yapmıştır. Ayşe Kulin adını taşıyan bu “Bir Gün” de Türk askeri yanlış anlatılarak barbar olarak sunulmuştur.

Aslında bu kitabın kahramanı olan Cengiz’in anlatılana göre ilk olayda gerçekten suçu yoktur. Gerçek hayatta da varsa Cengiz gibilerinin de bu tip olaylarda suçu yok ama Ayşe Kulin buradaki olayla, Cengiz ile duygu sömürüsü yapmış devletin askerini okuyucularına yanlış sunmuştur. Ayşe Kulin’in Cengiz’in haklı olduğu bu olayı niye kitabına taşıdığını ilerleyen safhada Cengiz’in dağa çıkmasının haklı gösterilmesi için malzeme olduğunu anlıyoruz. Kulin bu safhada dağa çıkan bir teröristi suçsuzmuş gibi göstererek, kitaba kendini kaptıranları Cengiz’i dolayısıyla bazı bebek, kadın ve yaşlı katili, insanlık utancı PKK militanlarını suçsuz görmesine sebep olarak bu militanların ölümüyle okuyucularını hüzünlendirmeye çalışmış yada hüzünlenmelerine neden olmuştur. Zaten Ayşe Kulin Nevra ile de bu ölüme üzülüyor. Elbette bir vatandaşımızın dağa çıkması üzücüdür ama bu eylem gerçekleştikten o kişi dağa çıktıktan bir hayli sonra, bu kötü yoldan bu insanın dönmemesi halinde, vatana ihanet etme de devam etmesi sonucunda o insana üzülmek kesinlikle adilik böylelerini savunmak da en az onunki kadar cahilliktir. Çünkü o insan artık bir katildir. Katilin ölümüne yada ceza çekmesine üzülen de yine adi bir katildir.

En sonunda Ayşe Kulin, bizi kendi şahsında şimdiye kadar düşündüklerimiz hakkında da hayal kırıklığına uğratarak Nevra ile Cengiz için yani bir PKK’lı için açıkça şehid ibaresini kullanarak, Cengiz’i yani bebek katili bir PKK’lıyı vuran Türk askerini alaylı bir şekilde sezdirmeden suçlayarak, o askere kahraman denmesini sorgulayıp Türklüğe karşı en adi suç olan ihaneti gerçekleştirenler haddince saygısızlaşıyor.

Yine yaptırım gücü Türk insanının özgür iradesine bırakılan temeli insanlığın yaratılışına dayanan Kutlu Türk töreleri ile yaptırımı baskıya, şiddete dayanan Kürt törelerini kıyaslayarak Ayşe Kulin toplumsal bir hataya da düşüyor.

Ve en sonlarda Ayşe Kulin büyük bir duygu birikimiyle son mesajı veriyor. Bu mesaj ile şimdiye kadar Ayşe Kulin hakkında beslediğimiz olumlu düşüncelerimizi lanete çeviriyor ve onun ekmeğini yediği Türk milletine olan ihaneti karşısında milletimizin uyanması gerekliliği inancıyla Ayşe Kulin’i Türk düşmanları listesine alıyoruz.

Ve büyük bir hayal ve kalp kırıklığı ile bu mesajı irdeliyoruz.

Sonuç; Ayşe Kulin, Nevra ile Ölümle bir yere varılamayacağını söyleyerek Apo’nun asılmaması gerektiğini söylüyor. Ve zannımızca –umarız yanılıyoruzdur- “Bir Gün” ile Ayşe Kulin’in umud ettiği insanlarımızın canına, malına en önemlisi namusuna kast eylemiş militanların özgürlüğe kavuşup, biz kimi zaman yetim Alilerle, kimi zaman öksüz Ayşelerle, dul Fatmalarla, evlatsız Hatice analar ve Hasan babalarla yani biz yaralı Türklerle kardeş (!) olmaları… Aslında Ayşe Kulin’in bu ümidi bir nebzecik de olsa eve dönüş yasalarının aflarıyla gerçekleşti. Apocular dışarı salındı kimi zaman okullarımızda, kimi zaman çarşı pazarımızda, kimi zaman mahallemizde ve binamızda onlar bizimle kardeş oldular. Yada saldırgan eylemleriyle kardeşçilik oynadılar. Bu kardeşçiliği bozan (!) da kafasına taş yiyen, vurulan şehit edilen polislerimiz ve askerlerimiz…

Ayşe Kulin hanım ablamıza katılıyoruz “Bir Gün” Apo salıverilsin, Anadolu’ya bırakılsın yok hatta şehit aileleri derneklerinin birinin önüne bırakılarak özgür kalsın ve zulme son vermek için diğer gün yaşasın yani “İKİNCİ GÜN”

İkinci Gün” diye bir kitap yazayım dedim,
“Ne dersiniz hoş olmaz mı?”

Ahmet ŞANAL